Kadir Parlak

Web sitemizde 11 kategori'de 38 makale'ye yazılmış 20 yorum bulunmaktadır.

Tarihi Balbal Dikili Taşa “TÜY DİKTİLER”

Kategori: Tarih
13 May 2016
0 Yorum
155 Kez Okundu

Ümran Özlük Dağaşan / 12.05.2016

Son zamanlarda medyanın ve Kültür Bakanlığın günlük konusu olan OLTU’daki on bir bin yıllık Tarihi miras “Dikili Taşın “başına gelen vahim olayı bazı okuyucu kitlesinin ilginç yorumları üzerine yazma gereğini duydum.Bir okuyucu :
“”Oltu Belediyesi’nin üzerindeki yazıyı uygun şekilde silmemesi üzerine haber olmuş. Yani üzerine aptalca bir yazının yazılması değil de, onun silinmesi haber olur , garip ülkemiz” demiş.İşin aslına bakalım mı ?

Medeniyet arttıkça tam tersi insanlar içlerindeki şiddeti sadece insan ve hayvandan çıkarmıyorlar, taşlara da saldırıyorlar. Son zamanlarda terör örgütleri insanı öldürmekle kalmıyor bir daha ele geçmeyecek ve telafisi mümkün olmayan “Dünya Tarihi Miraslarını” bombalıyor ve yok ediyorlar.
Erzurum’un OLTU ilçesinde de terörden kaynaklanan bir nedenle olmasa da ,bilinçsizce yapılan işlemler nedeniyle sadece OLTU TARİHİ’nin değil ,ON BİR BİN YILLIK (11000) yıllık Türklük tarihinin en önemli tanığı olan ve şimdiye kadar bulunan dikili taşlar arasında en büyüyü olan DİKİLİ TAŞ bütün ısrarlara rağmen koruma altına alınmadığı için üzerine sürekli yazılar yazılarak taciz edildi, sonrada ağır şekilde yaralandı ve ölmek üzere. Taşlarda ölür mü?

Asya Bozkırlarından doğu batı yönünde, Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlardan, Moğolistan topraklarının sonuna değin uzanan geniş coğrafî bölgede, binlerce insan biçimli. çapları 2 m. ve boyarı 3-5 m arası olan herhangi bir estetik değer taşımayan ,kaba ve estetik bir görünümleri olmayan çok sayıda taş heykel ve balbal bulunmaktadır.

Gerek Çin gerekse Bizans kaynaklarında :Türklerde savaşçıların hayattayken öldürdükleri düşmanları temsil eden mezar taşlar olduğu ortak görüşüne varılan bu heykellerin, özenli ve ayrıntılı olarak işlenmesinin özünde, ölen kişinin varlığının elle tutulur bir biçimde sürdürülmesi düşüncesi gelmektedir. Bu yüzden taştan yapılan insan heykelleri, Türk tarihinde “Ata Kültürünü” tüm canlılığı ile yansıtmaktadır.

Bu taş dikitlerden , koyu kahverengi görünüme sahip ve kabaca dikdörtgen biçimli 5 metre 20 santim uzunluğunda, yaklaşık ağırlığı 5-6 ton olan en büyük Taş Heykel Oltu’da bulunmuştur.
Heykelin işleniş biçimi, günümüzden 11 bin yıl öncesi Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ’a ait Nevali Çori’de kutsal alanda dikili, özenle işlenmiş karın üzerinde birleştirilen kollar ve parmaklara sahip “T” biçimli insan stellerine benziyor. Taş heykelin Nevali Çori heykellerinden ayrılan en önemli özelliği iri gözleri, küçük burnu ve ağzı. Oltu’da bulunan taş heykelin gövdesinin alt kısmı, Şanlı Urfa’da Balıklı Göl’ün kuzeyinde bulunan ve günümüzden 11 bin yıl öncesine tarihlenen kalker taşından yapılmış erkek heykeliyle de büyük bir benzerlik gösteriyor.olmasıdır.

İlk bulunduğunda bu devasa taşı gören ve şaşkına dönen tarihçi Sayın Prof. Dr Oktay Belli:: “Bu taş bizim 11 bin yıl önce bu topraklara gelişimizin en büyük delilidir” diyerek bilimsel görüşlerini belirtmiştir.

İlk bulunduğu anda definecilerin altın aramak maksadıyla parçaladıkları taşı kendi evladı gibi sahiplenen Oltu’nun medeni iftiharı olan Çılgın Çoruh’un yiğit delikanlısı ,Oltu toprağında mühür gibi izi kalan Oltu’nun/Türk Tarihinin Tarih şehidi olan Prof. Dr. Tahsin Parlak hocamız özel gayretleriyle daha fazla parçalanmadan definecilerin elinden alıp Alay komutanlığının da katkısı ve yardımlarıyla Atatürk Üniversitesi’ne bağlı Oltu Meslek Yüksekokulu bahçe duvarının dışına konularak korumaya aldılar.
Ne hikmetse o tarihi miras oradan alınarak Oltu Kalesi’nin arkasında meydanda uluorta bırakıldı. Üzerine oturanlar Oltululardan ,kasa gibi üzerinden atlayanlar, uzun eşek oyunu oynayanlar aşkını sevdasını üzerine çizenler ,neler yoktu ki…Şimdide üzerine kırmızı boya ile siyasi bir slogan yazıldığı için normalde basit bir işlemle silinmesi gerekirken , özel bir cihazla üzeri telafi edilemeyecek şekilde kazınmıştır.Taş heykelin bütün özelliği silinmiştir. Acaba kimilerine göre aykırı siyasi sloganın verdiği rahatsızlık mı, yoksa bu taşı bulup koruma altına alan Prof Dr Tahsin Parlak Hoca’nın başarısının kıskanılması nedeniyle bu heykel basite mi alınıyor ,yoksa tarik bilincinden yoksun insanların basit bir işlemi bilemedikleri için midir, dahası kağıt üzerinde ülkemin Misak-i Milli sınırları yeniden çizilip parsellenme planları uygulanmaya koyulurken,acaba emperyalistlerin yeni sömürülecek minik sömürge ilkeler yavrulatılıp on bir bin yıllık Türk Yurdunun izleri mi silinmek istiyorlar, ,bunu okuyucunun yorumuna bırakıyorum.

Çılgın Çoruhun yiğit delikanlısı Sayın Prof Dr Tahsin Parlak hocamız Kazakistan’da Türk Tarihini “Aralı’ın Sırlarını “araştırırken önce meçhul güçler tarafından pencereden atıldı ve beli kırıldı .Hocamız uzun zaman tedavi oldu ve mücadeleden yılmadı ve tekrar Kazakistan’daki görevine döndü.Bu seferde gece odasına girip önce darp ettiler ve sonra büyük bir tüp hortumu elleri gibi yatağına bağladılar ,hortumunu ağzına dayadılar ve onu şehit ettiler.
Hey gidi Çoruh’un yürekli evladı Tahsin Parlak Hocam hey ! Türk tarihi için yarınlarından, canından, cananından ve çoluk çocuğunu öksüz bırakıp uğruna can verdiğin araştırmaların için şehit edildin .Kimler senin katilini buldular ki ,senin koruma altına aldığın ,hayatı tek pencereden gören yaşamayı yemek içmek , makam ve mülk sahibi olmaktan öte olmayan kısır görüşlü tarihten anlamayanlara göre hepsi hepsi bir taş dedikleri on bir bin yıllık tarihe sahip çıksınlar.
Misak -i Milli delik deşik edilirken a cancağızım senin koruduğun taşa mı önem verecekler? Türklük adını tarihten silmek isteyenlere bu taş sadece bir miras değil önemli bir kanıttır.
Sevgili okuyucular acaba “Aral’ın Sırları”isimli değerli bir eseri okuyabildiniz mi? 
Dedem Kaya Pehlivan son OLTU SAVAŞI’ında” Oltulu Milis güçleri ile birlikte Eylül 1920 ‘de Dölgahın Düzünde,daha önce Oltu Çukuru’nda Ermeni asılı General Kalitin ile birlikte Oltuluları kılıçtan geçiren Ermeni Asıllı Mazmanof’a son dersini verirlerken,çocukluğunda kendinse kılıç töreni yapılırken hediye edilen ve birlikte büyüdükleri “Rüzgar “isimli atı yaralandığı için onu kendi kılıcı ile kafasını kesmiştir.Atın başını aline alıp ağlayan dedem:
“Atları da vururlarmış “deyip onu Ahırında koşatlıkta saklamıştır.Dölgahın Düzünde bulunan bu Dikili taşı bulan Prof Dr Tahsin Parlak tıpkı dedesi gibi vatanına borcunu ödemiş ve bu uğurda şehit edilmiştir.
OLTU’DAKİ ON BİN YILLIK TÜRK MÜHRÜ DİKİLİ TAŞ KADERİNE TERK EDİLDİ

Atadede topraklarında mühür gibi izi kalan sevgili Tahsin Bey kardeşim,atları da vururlar ,taş heykelleri de öldürürler.Asıl şimdi sen öldün/öldürüldün.Sahipsiz kalan ve seçimden seçime hatırlanan hiçbir yatırım yapılmayan sahipsiz OLTUM. Şimdide tarihi mirasın he hale geldi tıpkı diğerleri gibi.

13177829_10208489040817350_6251212426570754840_n

oltu

oltu-dikili-taş-tahsin-parlak

Bu yazıya benzer yazılar

No results

:

: (yayınlanmayacak)

: (varsa)

:

  • reklam alanı
  • reklam alanı
  • reklam alanı
  • kdrprlk
Reklam Alanı

 

Bu sitede yayılnanan yazılarr kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.
Kadir Parlak “İç Mimar, Sahne Tasarımcısı, Sanat ve Animasyon Yöentmeni” Copyright © 2000 - 2016 Tüm hakları saklıdır.